22 Şubat 2025

Kahve Bahane #Dondurucu Soğuklar


Sevgili okur, başlığı çok düşünmeden seçilen, bir kahve bahane yazısını okumaya hoş geldin. Kış aylarında olunca soğuklar da kaçınılmaz oluyor. Zaten Polonya'nın soğuğu meşhurdur. Kış aylarında nereyse tüm su birikintileri donar. Neyse ki ortaya karışık bir yazı yazmaya ve az biraz da olsa içini ısıtmaya niyetliyim. 

Ben iflah olmaz şekilde tek rakamlara takıntılıyım. Eğer seçme şansım varsa her zaman tek rakamları seçerim. Telefon numaram; uçak, tren, otobüs yolculuklarımdaki koltuk seçimlerim ve hatta tabağımdaki zeytin çekirdekleri bile hep tek rakam olur. Kendimi bildim bileli bu hep böyledir. Bu yüzden 2025 yılından da extra umutluyum. 

Ocak ayında, herkesin muzdarip olduğu salgından ben de nasibimi aldım. Hastalıklar beni bedensel olarak yormanın yanı sıra mental olarak daha çok yoruyor. O dönemde hareketsiz kalmak, tüm gün başını yastığa koymak, benim için katlanılması oldukça zor bir süreci beraberinde getiriyor. 

Süreçten konu açılmışken, Lehçe için artık son kez kolları sıvamaya karar verdim. Bu sefer ya olacak ya da artık geri dönüşü olmayan bir şekilde yollarımızı ayıracağız. Bildiklerimi biraz pekiştirmek adına, her gün düzenli olarak Duolingo'da oldukça uzun vakit geçiriyorum. Instagram ve twitter gibi yerlerde (henüz Tiktok batağına düşmedim ve düşmeye de hiç niyetim yok) geçirilen boş zamanlara kıyasla oldukça faydalı. Planım çok yakın gelecekte artık özel ders almak. Öğrenme serüvenimi bol bol anlatırım. 

Serüven demişken, gelin size en sonunda tamamlanan implant sürecimi anlatayım. Çocukluğumdan beri dişlerimden yana şansım hiç gülmedi. Kanal tedavileri, dolgular derken geçen sene artık dolgu ile kurtarılamayacak bir dişimle vedalaştım ve akabinde implant için işlemlere başladım. Polonya'da oldukça masraflı bir tedavi olduğu için İzmir gidip geldim yaptırdım. Hem dişimi daha ucuza getirmiş oldum hem de ailemi ziyaret etmiş oldum. İşte biz buna bir taşla iki kuş diyoruz. 

Hatta bu gidişimde, taş üçüncü kuşa da isabet etti. Uzun zamandır istediğim tragus piercing işini de araya sıkıştırdım ve bunca zamandır tırstığımdan dolayı yaptırmadığım için kendime kızdım. Altı ay önce bir hevesle helix piercing sahibi olmuştum. İyileşme süreci biraz sancılıydı. Yaklaşık bir ay kadar üstüne yatamadım. Ama bu canım tragus öyle mi! Değil. Hiçbir ağrı sızı yaşamadım. Şimdi tam olarak iyileşmesini bekliyorum. Tragus piercingim için kulak içi kulaklığımdan bir süre süre ayrı kalacağım, ne diyelim gülü seven dikenine katlanır. 

Tam yazımı sonlandırmak üzereyken gül diken ikilisi bana İzmir-Konak maceramı hatırlattı. Sanırım en son dokuz sene önce Konak'a gitmiştim. Bu sefer ki İzmir ziyaretimde, hem gemiye binmek için bir bahane olsun, hem de türk kahvemi Kızlar Ağasın'da içmek için pazar günümü Konak'a gitmeye ayırdım. Gittim fakat kapı duvardı. Kızlar Ağası Hanı'nın pazar günleri kapalı olduğunu bilmiyordum. Hazır oraya kadar gitmişken saat kulesi ile birkaç kare fotoğraf çektim ve ben buraya bi dokuz sene daha gelmesem olur dedim, canım Karşıyaka'ya geri döndüm. Hayaller türk kahvesi iken anneciği mebir latte, kendime de bir americano ısmarladım. İşte bu da böyle bir anımdır. 





Bu akşamlık benden bu kadar. Anılar biriktirmeye ve onları unutmamak için bloga yazmaya devam edeceğim. Eğer bu yazı size ulaşıyorsa ve siz de anılarımı okumaktan zevk alıyorsanız ne mutlu bana. Şimdi vakit klasikleşmiş kapanış cümlemiz ile yazı sonlandırma vaktidir.

Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Kendiniz için güzel anılar biriktirmeyi de ihmal etmeyin. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

28 Aralık 2024

Kahve Bahane #Yıl Sonu



Ben de isterdim yılın son kahve bahane yazısını, mis gibi kokan bir kahve eşliğinde yazmayı. Fakat bazen, hatta çoğu zaman işler planlandığı gibi gitmiyor. Bundan mütevellit masamda ıhlamur, midemde ilaçlar, tüm vücudumda iki gündür yüksek ateşin vermiş olduğu halsizlik ile yazıyorum bu satırları. Kahve içmeyeli de üç gün olacak. 

Yılın bu zamanını iple çekiyordum aslında. Aylardır gelmesini beklediğim kardeşim gelecek ve ben onunla yapılacaklar listeme bir bir tik atacaktım. Gelin görün ki öyle olmadı. Kardeşimle 5 gün geçirdim. Listede yapılacaklar da yarım kaldı. Şimdi umudum en azından yılbaşına kadar toparlayabilmek. Ve yılbaşına sağlıklı girebilmek.

Az biraz enerjim varken hızlıca bir 2024 analizi yapalım. Adettendir. Her sene bunu yaparım. 

2024 yılında bol bol bisiklet sürdüm. Krakow'da bu sene hava oldukça iyiydi. Ben de bunu değerlendirdim. Halen çok soğuklarda bisiklet sürmeye alışamadım. Belki ilerleyen senelerde ona da alışırım. 

2024 yılında 6 senedir görmediğim arkadaşlarımla buluşmak için İstanbul'a gittim. Öyle güzeldi ki tadı damağımda kaldı. Artık Krakow'dan İstanbul'a direkt uçuş başladı. Bundan böyle daha sık gitmeyi ve hasret gidermeyi düşünüyorum. 

2024 yılında bol bol spor yaptım. Kas kütlemi bayağı arttırdım. Bu, bisiklet sürüş performansımı da olumlu yönde etkiledi. 

2024 yılının başlarında lehçe öğrenmeye başladım ve yine yarım bıraktım. Hep aynı şeyi yapıyorum. Bir yere kadar gelip bırakıyor ve ara verince yine geriliyorum. Resmen bir kısır döngüdeyim.

2024 yılında 53 kitap okudum. Bu sene hedefim çok düşüktü. Lehçe çalıştığım süre boyunca hiç kitap okumaya zaman ayıramadım diyebilirim. 53 kitabın çoğunu yıl ortasından sonra okudum. 

2024 yılında bir farklılık yapıp kendi başıma bir tatile çıktım. Kendime bir tatil arkadaşı da buldum. Pek de sevdim. 2025 yılında da yeni tatil planları yapacağım gibi gözüküyor.

2024 yılında iş yerinde artık kendimi oldukça iyi hissediyorum. İngilizler bana ben de onlara alıştım. Artık ingilizce ile aramdaki buzları da erittim. 2023 yılı çok sancılıydı. Artık o dönemi tamamen atlattım. Kendi düzenimi kurdum.

2024 yılında hep istediğim helix piercing işini de araya sıkıştırdım. Hep çok acıyacak düşüncesiyle erteliyordum. Şimdi keşke daha önce yaptırsaymışım diyorum. Sırada tragus olabilir. Emin değilim. Kulak içi kulaklık kullandığım için kullanımı nasıl olur bilmiyorum.

Böyle hızlı bir özetle bakınca 2024 yılı fena geçmemiş diyebilirim. Aslında gelecek yıldan beklentimi ne kadar az tutarsam o kadar çok keyif aldığımı gözlemledim. 2025 yılından beklentin ne derseniz, önce sağlık ve huzur derim. Gerisi elbet bir şekilde halledilir. 

2025 yılından bir beklentiniz varsa, umarım bir an önce gerçekleşir. Sevdiklerinizle ve sizi sevenlerle geçireceğiniz güzel bir yıl dilerim. 

2024 yılının son kahve bahane yazısı da böylelikle biter. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 

Kendinize özen göstermeyi ihmal etmeyin. Öncelik her zaman sizsiniz. Bunu unutmayın. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Aralık 2024

Kahve Bahane #Odak




Bu kahve bahanenin odak noktası yazarın aklından tam da şu an geçenler olsun. Hava artık iyice soğudu, bundan mütevellit sabah yürüyüşlerim bir nebze zor oluyor. Her şeye rağmen güne bir aktivite ile başlamayı seviyorum. Çalışırken odaklanmamı arttırıyor. 

Bu hafta bir gün ofise gittim. Pandemi sonrası evden çalışıyorum, bu durumdan da oldukça memnunum. Ofisi hiç ama hiç özlemediği itiraf etmeliyim. 

Daha önce bahsetmiştim. Eskiden çok yoğun yaşadığım duyguları artık aynı yoğunlukta hissetmiyorum. Sevmek, özlemek, üzüntü, kaygı, endişe, pişmanlık gibi... Zamanında duygu yoğunluklarım yüzünden oldukça yıprandığımı fark ettim. 

İnsan ne yapıyorsa kendi kendine yapıyor derler ya. Bu kesinlikle doğru. Tabi ki kafamı meşgul eden şeyler var. Fakat onların akışı etkilemesine izin vermiyorum artık. 

Her yıl başı yaklaşırken yeni kararlar alıyorum. Bu sene aldığım karara içten içe gülüyorum. Ama bir yandan da artık yapmalıyım diyorum. Lehçe öğrenme serüvenime devam etmeye karar verdim. Bak tam şu anda bile bir gülme geldi. Bu sefer bu son deneyişim olacak. Yani anlayacağınız ya olacak, ya da sonsuza kadar lehçe defterini kapatacağım. Çünkü böyle bir belirsizlikte kalma durumu beni yıpratıyor. 

Denize düşen yılana sarılır misali, lehçeden kaçıp ingilizceye sığındım ki ben ingilizceyi hiç sevmezdim. (şimdi ekmeğimi ingilizce bildiğim için kazanıyor olmam da ayrı bi yazının konusu olacak kadar komik bence) Bu aralar harıl harıl ingilizce roman okumaları yapıyorum. Geçen hafta kendime iki yeni kitap aldım. Artık zevkle, uzun uzadıya ingilizce okumalar yapıyorum. 

Zevkle yaptığım aktivitelerden biri de spor tabii ki. Artık spor benim hayatımda yemek yemek, uyumak gibi bir aktivite. Yani yapmadığımda hayatımda bir şeylerin eksik olduğu hissine kapılıyorum. Malum havalar soğuyunca bisiklet depodaki yerini aldı. Ben de bu hafta spor salonunda pedallamaya başladım. Gelecek sezona hamlanmamış olurum. Seneye artık ciddi manada uzun sürüşler yapmayı planlıyorum. Belki başka ülkelere gidip orada da birkaç rota denerim. 

Buraya kadar yazdım fakat tam da bu noktada odaklanmamı kaybettim. Devam edersem bundan sonrası zorlama yazılmış olacak. Artık yazmanın bir manası yok. Burada bırakmalıyım. 

Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Güzel şeylere odaklanmayı da ihmal etmeyin. 

✄----------------------------------------------------------------------



Paylaş:

30 Kasım 2024

Kahve Bahane # Atlıkarınca



Çocukluğumda hiç atlıkarınca bindim mi anımsamıyorum. Tek anımsadığım, hafızam beni yanıltmıyorsa panayır gibi bir etkinlik olduğu dönemlerde teyzemin bizi Gülhane parkına götürdüğü; balerin, fincan gibi oyuncakla bindiğimi hatırlıyorum ama atlıkarınca anılarımda yok. 

Her noel arifesinde Krakow'un ana meydanından farklı bir yerde, küçük bir meydana atlıkarınca getiriyorlarmış. Bunu geçen sene atlıkarınca gelip gittikten sonra öğrendim. Ve tam bir sene o atlıkarıncayı görmenin hayalini kurdum. İşte bugün o hayal gerçek oldu. Oldu olmasına da, hiç hayal ettiğim gibi olmadığını itiraf etmeliyim. Ben daha ışıl ışıl bir atlıkarınca beklerken; korku filmlerine yakışır bir atlıkarınca ile karşılaştım. Biraz izlediğimde üstündeki tarih dikkatimi çekti. Sonrasında dur bakalım bu atlıkarıncayı bir araştırayım dedim ve ilginç bilgilerle karşılaştım. 

Meğerse bizim atlıkarınca 130 yaşındaymış. 1894 yapımı olan bu atlıkarıncanın büyük bir olasılıkla Macaristan'dan geldiği tahmin ediliyor. İkinci dünya savaşına kadar Cieszyn'de aktifmiş. Savaştan sonra atıl durumda yıllarca bir köşede kaderine terkedilmiş. Taaa ki tarih meraklılarının onu onardığı güne kadar. Tüm orijinalliği korunarak çalışır hale getirilmiş. Böylece sadece Polonya'da değil, tüm Avrupa'daki açık hava etkinliklerinde kendine bir yer edinmiş. Ayrıca Polonya'lı yönetmen Jana Jakuba Kolski’nin"Serce, Serduszko" adlı filminde de rol almış. 


Yani anlayacağınız bizim atlıkarınca pek meşhurmuş. Sonrasında Polonya halkının karuzela, İngilizlerin carousel dediği bu eğlence aracına neden biz atlı karınca demişiz diye merak ettim. Karınca bunun neresinde diye düşündüm ve kısa bir araştırma yaptım. Ve aslında bu oyuncağın isminin çıkış yerinin İtalya olduğunu öğrendim. Daha da enteresanı iki yüz yıl öncesine kadar biz bu oyuncağa Atlıkaraca diyormuşuz. Fakat karaca fonetik benzerlikten nasibini alarak zamanla halk arasında karıncaya evrimleşmiş. Ben bu bilgilere farklı kaynakları okuyarak ulaştım.  



Bilirsiniz ki, öğrendiklerimi paylaşmayı severim. Paylaşılacak bir şey kalmadığını göre, alın bu bilgiyi ne yaparsanız yapın diyerek kapanışımı yapabilirim.

Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Hayatınızda her ne oluyorsa olsun, içinizdeki çocuğun isteklerine kulak vermeyi ihmal etmeyin.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Kasım 2024

Kahve Bahane #Keyif Pezevengi


Ne yaptın Yasemin, böyle bir başlık da neyin nesi; bu sana hiç yakıştı mı; demeyin lütfen. Az sonra yazdıklarımdan sonra evet bu başlık buraya cuk oturmuş diyeceksiniz. Az biraz sabır.

Sabır sanırım artık çok eskilerde kalan bir kelime. Nedense eskinden insanların daha sabırlı olduklarını düşünüyorum. Çevremde kime rastlasam hep bir sabırsızlık içinde kıvranıp duruyor. Bunu söyleyen de sabırsız bir Yasemin. Aslında bir işi başarmak için çok sabretmem gerekiyorsa sabrederim. Bendeki sabırsızlık durumu karşımdaki insanın çok yavaş olmasına bağlı. Lakin eskiye göre sabır eşiğimi yükselttim.

Eşik demişken 2024 yılını bitirmemize de sayı günler kaldı artık. Yılın bu zamanlarını seviyorum. Noel ruhu şehrin her tarafında hissediliyor. Etraf ışıl ışıl oluyor. Bana da çocuklar gibi bu zamanların keyfini çıkarmak kalıyor.

Işıl ışıl demişken, bu ışıltı hayatı da ben seçtim. Bu hafta iş yerinde yoğun bir hafta geçirdim. Eskiden çok bunaldığımı itiraf etmeliyim. Şimdi her şey yolunda gidiyor. İngilizler bana, ben de ingilizlere alıştım artık. Yoğunluk kendi halinde akıp gidiyor. Lakin her zaman söylediğim şeyin sonuna kadar arkasındayım. Muhasebe dünyanın en akıl almaz işlerinden biri. Hesapları böl, parçala, atomlarına ayır, raporla, sonra bir araya topla. Bankacılıktan finansa geçince beni yoran şeylerden biri kesinlikle bu oldu. 

Bölümlere ayır, parçala diyince, hafızam beni yanıltmıyorsa bir Japon felsefesi geldi aklıma. Bir işi öğrenmek için ilk önce izle, sonra böl, sonra da kendi düzenini oluştur şeklindeydi sanırım. Aslında bunu her iş değiştirdiğimde yaptığımı fark ettim. 

Kendi düzenimi oluşturmayı severim. Yaptığım işlerin bana has olmasını da. Bunu kim sevmez ki! Kendimle kaliteli zaman geçirmeyi severim de önemserim de. Yoğun bir haftayı geride bırakmanın dinginliğiyle bir kadeh kırmızı şarap eşliğinde ilk önce kitap okudum. Kitabı okurken, içimdeki diğer Yasemin, beni dürtüp "hadi taslakta bekleyen yazılarına bir göz at" dedi. Goethe hakkında detaylı bir içerik hazırlıyorum. O kadar gidip gezdim. Hakkını vermeliyim. 

Kitabın kapağını kapatıp masanın üstüne bıraktım. Masadaki boş kadehe gözüm ilişince doldurmamak için hiçbir engelim olmadığı aklıma geldi, hazır ikinci kadehimi içmeye hazırlanırken neden az biraz peynir de dilimlemiyorum ki dedim yanına. Bu arada kulaklığımı takıp hafifçe müziğin de bana eşlik etmesine izin verdim. Artık masanın üstünde kitabım, şarabım ve peynirim vardı. İşte tam o anda aklıma bir kahve bahane yazısı yazma fikri düştü. Sevdiğim şeyi yapmayı ertelememek adına, emektar bilgisayarımı dizlerimin üzerine aldım ve belki de ilk okuduğunuzda beni yargılamanıza neden olacak o başlığı atarak yazmaya başladım.

Eğer yargılamadan okumayı sürdürenlerdenseniz, gerçek bir kahve bahane okurusunuz demektir. O zaman tam da burada bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın diyeceğimi de çoktan tahmin etmişsinizdir.

Evet sevgili okuyucu; bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kal. 
Kendinize minik, tatlı keyif alanları oluşturmayı da ihmal etmeyin.

Zahmetsiz keyif yoktur, her mutluluk biraz çaba gerektirir. 
İrade Terbiyesi - Jules Payot

✄----------------------------------------------------------------------


Paylaş:

26 Kasım 2024

Pişman Etmeyen Şekersiz Cheesecake



Belirli zaman aralıklarında canım fazlasıyla tatlı bir şeyler yemek istiyor. Ara sıra kaçamak yapıp yediğimde de bi pişmanlık duymuyor değilim. Aslında kaçamaklara karşı değilim. Fakat orada minik tatlı bir eşik var. Eğer o eşiği geçerseniz, kaçamak yerini alışkanlığa bırakabiliyor. İşte tam da böyle bir zamanda dokusu cheesecake benzediği için adına "Pişman Etmeyen Şekersiz Cheesecake" dediğim tatlıyı yaptım. Bence bu isim bu tatlıya çok yakıştı. 

Şimdi gelin size içinde sadece üç malzeme olan ve adını sonuna kadar hak eden cheesecake tarifini vereyim. 

Pişman Etmeyen Şekersiz Cheesecake Nasıl Yapılır?

Malzemeler :

1adet tatlı elma (benim elmam bayağı büyüktü) 
2 adet yumurta
1.5 yemek kaşığı yoğurt. (yoğurdun sulu değil de katı olması gerekiyor, kıvamı tutturabilmek için.)

Yapılışı :

Elmanın kabuklarını soymanıza gerek yok. Birkaç parçaya bölüp robotun içine atın gitsin.
Yumurtayı ve yoğurdu da ekleyip, bızzzt yaptığınızda homojen bir karışım elde etmiş olacaksınız. Karışımı uygun pişirme kabına boşaltın. Ben iki tane küçük sufle kasesine paylaştırdım. 
Üstüne bir parça dark çikolatayı parçalara ayırarak serpiştirdim. 
Küçük bir şey olduğudan dolayı koca fırını çalıştırmak yerine Airfryer'de 160 derecede 25 dakika pişirdim. 
Hiç hesapta yokken, pişmesine 5 dakika kala derin dondurucudaki ahududular aklıma gelice üstüne birkaç tane ekledim.

Piştikten sonra biraz soğuması için beklettim ve en sonunda yanına güzel bir çay yapıp yedim. 
Eğer siz de ben bunu yaparım ki diyenlerdenseniz; şimdiden afiyet olsun. 









✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Kasım 2024

Kahve Bahane #Isınma Turları


Kahve bahane yazılarına ara vereli çok uzun zaman oldu. Bazen açıp eski yazılarımı okuyor; vay be ne güzel yazıyormuşum bir zamanlar diyorum. Sanırım artık ısınma turları yapıp yeniden yazmaya başlamalıyım. Zira yazmak da sürekliliği oldukça gelişen bir aktivite. Ara verince köreliyor, sığlaşıyor. 

Körelen sadece yazı yazma becerim değil. Biliyorsun sevgili okur. Polonya'ya taşındığımdan beri öğrenmeye çalıştığım fakat Mehter takımı gibi iki ileri bir geri hareket ettiğim için yerinde sayan lehçe belası var başımda. Geçen sene alevlenen öğrenme aşkım yazın nedense yeniden düşüşe geçti. Şimdi bildiklerimi de unutmuşum gibi hissediyorum kendimi; ve artık köprüden önceki son çıkıştayım. Ya öğrenip B1 sınavını geçip kalıcı oturumu alırım ya da her üç senede bir oturum kartımı yenilemekle uğraşırım. Devamlı böyle kafamda soru işareti şeklinde kalıyor olmasından çok sıkıldım.

Sıkıldığım şeylerden bir de rutinde kalmak. Bundan kurtulmak için Kasım ayının başında tek başıma bir tatile çıktım. Tatil tam anlamıyla bana çok iyi geldi. Bunu daha önce neden yapmadığımı bilmiyorum fakat ve lakin insanın ara sıra tam olarak kendiyle baş başa kalması gerektiğini anladım. Kafasının içindeki sorulara cevap bulması için bu şart. 

Şart, şurt derken aslında kendimi ne kadar çok gerdiğimin gerçeğiyle yüzleştim. Biraz daha bencil olmanın, öz mutluluğu daha çok önemsemenin, gerektiğinde insanlara hayır demenin aslında kötü bir şey olmadığını fark ettiğim bir dönemdeyim. Değişiyorum ve değişen beni seviyorum. Farkındalığım artıyor.

Artık sabah yürüyüşlerinde sadece o anda kalmayı başardığım zaman dilimi daha fazla. Kendi kendime konuştuğum zamanlar azalmaya başladı. Anda kalıp yaptığım aktiviteye odaklanıyorum. Bu da kafamı boşaltmama yardımcı oluyor. 

Laf aramızda kafamı biraz fazla boşaltmış olacağım ki artık eskini kadar duyguları yoğun yaşamadığımı söyleyebilirim. Özlem ve sevgi duygu yoğunluğum çok azaldı. Tabii ki yine de hayatımdaki insanları seviyorum ve uzakta olanları özlüyorum fakat hiçbir duygum eskisi gibi yoğun değil. Bunun nedenlerinden biri belki de yaşla gelen olgunluktur. Ama şimdi oralara girip hiç keyfimizi kaçırmayalım. 

Keyif demişken, ben yine spora yapmaya ve yaptığım antremanlardan keyif almaya devam ediyorum. Geldiğim noktadan ve gelişimimden oldukça memnunum. Kışın gelmesiyle bisiklet sürmeye ara verdim. Simge'nin de dediği gibi "zamanımız az, bak önümüz yaz." Yasemin diyerek kendimi teselli ediyor, bisikletimle buluşacağım günleri iple çekiyorum.

Isınma turu için oldukça uzun bir kahve bahane yazısı oldu. Şimdi kapanış zamanı. 
Ne diyorduk; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Az çabayla, uğraşla her şeyin mükemmel olmasını da beklemeyin. Yok öyle bir dünya... Varsa da o dünya bu dünya değil. 


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Kasım 2024

Milena’ya Mektuplar

Keşke bu yazıyı Kafka'nın kitabına ithafen yazıyor olsaydım. Maalesef ki benim için çok hüzünlü bir anı anlatmak için buradayım. Uzunca bir aradan sonra bloga bu satırlar ile dönmek istemizdim. Lakin hayat çok anlık bir şey. Bunu bu sabah bir kez daha anladım. 

Sevgili Milena,

Babanın; annenin sana hamile olduğunu söylediği gün geldi aklıma bugün. İlk önce inanamadım, sonra öyle çok sevindim ki, babana sarılıp bu harika bir haber, yeniden baba oluyorsun, hadi iyisin, dediğimi hatırlıyorum. İsmine karar verdiklerinde en sevdiğim Kafka kitabından dedim. Baban her duyanın aklına Kafka geliyor dedi. Güldük. Sen anne karnında büyümeye devam ederken, ablan, annen ve baban; hep beraber tatile çıktık. Harika bir dağ manzarası önünde fotoğrafımız bile var. Teyzelik görevimi yerine getirmek için sana minicik bir hırka ördüm. Daha dün, minik kırmızı kalpli düğmelerini aldım. Milena gelmeden dikip hazır etmeliyim dedim.

Bugün, artık anne karnından ayrılıp aramıza katılacağın gündü. Babandan gelecek güzel haberi bir an önce alabilmek için gözüm hep telefondaydı. Baban aradığında büyük bir heyecanla açtım. Önce bir derin nefes sonrasında ise hayatımın sonuna kadar unutamayacağım babanın ses tonu ile seni kaybettiğimizi öğrendim. Bizimle birlikte olmak yerine melek olmayı seçmişsin. Kelimelerim kifayetsiz kaldı. Heyecanlı bekleyişin yerini derin bir hüzün aldı. 

Bugün hayatın çok anlık bir şey olduğunu yeniden anladım. Gözyaşlarım içime akmaya devam ediyor ve bir süre daha devam edecek. Çok hüzünlüyüm tarifi yok...

Paylaş:

9 Nisan 2024

Ne Umdum Ne Buldum Mart 2024



Bir hafta gecikmeli olsa bile Mart ayı raporu ile burada olmaktan mutluyum. Ne umdum ne buldum yazmayı seviyorum. Hadi bakalım Mart ayında neler yapmak istemişim ve başıma neler gelmiş. Birlikte bakalım.

Mart ayında Lehçe'de bir üst kura geçmeyi umdum.  Umduğumu da buldum. Kaplumbağa hızıyla ilerliyorum demek isterdim lakin durum ondan da vahim. Tamam ya bunu hallederim dememe kalmıyor, her derste gördüğüm yeni gramer bilgisi ile beni şaşırtmaya devam ediyor. Bir arpa boyu yol almam çok uzun sürecek olsa bile bu sene gidebildiğim yere kadar gitme hedefimden vazgeçmeyeceğim.

Mart ayında İzmir'e gitmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Uzunca bir aradan sonra ilk kez iş bilgisayarım yanımda olmadan tamı tamına iki hafta tatil yaptım. Ailemle vakit geçirmek kadar ruhuma iyi gelen bir şey yok. Mart ayı İzmir'de aktivite yapmak için en güzel aylardan biri olabilir. Hava insanı bunaltmıyor. Bir hafta sonu erkek kardeşimle bisiklet sürdüm. Orada birlikte pedalladığımız her dakikayı, annem ve kız kardeşimle yaptığımız kahve keyiflerini hiçbir şeye değişmem.

Mart ayında hazır İzmir'e gitmişken hasret kaldığım tiyatro oyunlarına gitmeyi umdum. Umduğumu da fazlasıyla buldum. Gittiğim hafta Karşıyaka Tiyatro festivaline denk geldim ve iki oyun izledim. Bunlardan biri Okan Bayülgen'in Otelde adlı oyunuydu. Okan Bayülgen'in canlı performansını izlemek çok güzledi. Sonrasında yapmış olduğu söyleşi hayatımda asla unutmayacağım anılarım arasında yerini aldı. 

Mart ayında sağ kulağıma ek iki delik daha açtırmayı umdum. Umduğumla kaldım. Kulak memesinin aksine diğer yerleri delerken tabanca değil de iğne kullanıldığını bilmiyordum. İşin içine iğne girince biraz tırstım ve bu delik sevdasından şimdilik vazgeçtim. İsteğim baki de cesaretimin gelmesini bekliyorum.


Mart ayında artık şeytanın bacağını kırıp altı senedir gitmediğim İstanbul'a gitmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Kısa bir ziyaret olsa bile öyle dolu dolu geçti ki. Kızlarla doya doya vakit geçirdim. Deniz'le tanıştım. Teyze yeğen ısınma turumuzu yaptık. Artık daha sık gideceğim. Sevdiklerimle daha fazla vakit geçirmek istiyorum. 

Mart ayında önceki aylarda olduğu gibi spora devam etmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Sporumu aksatmadım. Artık gözle görülür bir şekilde kaslarım çıkmaya başladı. Kendimi daha kuvvetli hissediyorum. Böylelikle çok güzel bir döngünün içine girdim. Kuvvetlendikçe ağırlık arttırıyorum. Ağırlıkları kaldırabilince kuvvetlendim yahu diyorum.

Mart ayında en azından 4 kitap okumayı umdum. Umduğumu da buldum. Tatilde olmanın rahatlığıyla ders çalışmanın yanı sıra kitaplara daha fazla zaman ayırabildim. İzmir'deyken okunacak yeni kitaplar aldım. 

- Tehlikeli Oyunlar -Oğuz Atay
- Üç Yıl - Anton Çehov
- Yaşamak - Yu Hua
- Okumaz Yazmaz - Agota Kristof
- Galateia - Madeline Miller
- Dansa Davet - Jean Teule

Mart ayında havalar çok soğuk olmaz diye umdum. Ve şaşırtıcı bir şekilde son hafta hava o kadar güzeldi ki bisikletimle uzun bir sürüş bile yaptım. Böylelikte bisiklet sezonunu açtım. Bisikletimin bir bakıma ihtiyacı var. Bu sene aklımda bir iki farklı rota var. Keşfedilmeyi bekliyor. 

Bence bu ayı dolu dolu  geçirdim. Kendimi sıfırladım. Şimdi vakit, Nisan ayı için yeni umutlar peşinden gitme vaktidir. O zaman ne diyoruz; Bir sonraki yazıda görüşünceye kadar şen ve esen kalın.
Sevgiler. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.